• Liseyi yeni bitiren kız evlilik yapmaya hazırlanırken...


    Bir hanımefendi anlatıyor...
    Bu anlattıkları aslında büyük bir ibret içeriyor.
    İnsanlara ve dünyaya bakış açımızı daha fazla sorgulatıyor.
    Hiçbir olay bizim gördüğümüz gibi olmayabilir. Yaşadıklarımız her ne kadar kader olsa da, insanın iradesi yanlış kararlara sürükleyebiliyor.
    Okuduğunuzda sizlerde duygularınıza hakim olamayacaksınız.
    Çünkü çok büyük bir anlam içeriyor.

    Kız olayı şöyle anlatıyor; 1919 yılı idi. O zamanlar İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı ...
    Ben liseyi yeni bitirmiştim. Güzel bir kızdım. Evlenme çağı geldiğinden dünür gelmeye başladılar. Gelenlerden biri avukatmış, gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, bende beğendim. Onunla nişanlandık. Nişanlandık ve sevmeye başladım Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyordum ve,
    evliliğim için çeyizler hazırlıyordum. Mutlu ve mesut bir yuva hayali kuruyor, bu yaptıklarımı büyük bir zevk ve heyecan ile yapıyordum.
    Ama çok geçmedi ki, mahallede bir dedikodu yayıldı.
    -Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş
    dediler.
    Duyduklarıma inanamadım tabi. Hayallerim ve sevgim...
    Bunları duyduktan sonra duygularım alt üst oldu!
    Babamla birlikte gittik , uzaktan gördüm dedikleri doğru mu diye
    Uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…Öyle görünce ben yıkıldım. Nişanı atıp, ayrıldık.
    Bana yalan konuşmamalıydı!
    Ayrılık üzerinde 5 yıl geçti. Evlenmiştim, Bir de çocuğum olmuştu. 1924 yılıydı. Artık ülkemiz özgürdü. Bir gün Beyoğlunda ona rastladım .
    Oğlum yanımdaydı. Beni görünce titredi, çeketini filan düğmeledi. Saygı göstererek durdu önümde.
    Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, deyince teklifini geri çevirmedim.
    – Olur,
    dedim. Bir büroya girdik. Burası bir bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu. İçeride yardımcıları filan çalışıyordu.
    – Siz gerçekten avukat mısınız? diye sordum

    – Evet, diye cevapladı.

    – Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz? diye sordum.
    Yıllardır içimde yaşadığım hayal kırıklıkları ve hüsranın cevabını alma zamanı gelmişti.
    Soruyu sorduğumda durdu, başı öne eğildi.

    – Beni affedin , diye söze başladı.
    Sonra beni yerin dibine geçiren ve mahveden o açıklamayı yaptı!
    - İstanbul işgal altındaydı, Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu. Her şeyi didik didik arıyorlardı. Biz de Anadolu’ya, Milli kuvvetlere ancak, cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk dedi.
    Sözün bittiği noktaydı!

    Bu ülke için yaşamsal bir işti. Bunu size bile söyleyemezdim!…

    BU VATANI, CANLARINI ve AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ....
    Lütfen paylaşalım , bu vatan kimlerin sevdası üzerine kurulmuş okusun herkes.

    Fotoğraf: 1 / 1